Dilekler...

>> 29 12 2008


Güzel bir yıl karşılasın hepimizi...1 Ocak sabahı uyandığımızda herşey bambaşka olsun hayatımızda. Masallardaki sihirli değnekler hepimizin içinde gizli...Bekledikleri yerlerden çıkarılmayı bekliyorlar sadece...Bu yıl şükretmeyi, karşılıksız vermeyi, kendimizle barışık olabilmeyi, dürüstlüğü, saf sevgiyi öğrenebilmeyi, kendimizi tanıyabilmeyi, savaşların bitmesini, çocukların yaşamasını, dünyanın tekrar yeşil ve mavi renge bürünmesini diliyorum...İçimden o kadar çok dilek tutuyorum ki...Dünya üzerinde yolunda olmayan o kadar çok şey, acı çeken o kadar çok insan var ki...Her biri için ayrı dilek tutuyorum içimden...

Yeni yılınızı şimdiden kutluyorum...İyi, huzurlu, mutlu ve hayallerinizin gerçekleştiği, en az şimdiki kadar mutlu olduğunuz bir yıl diliyorum...

Ben yılbaşı gecesini huzurlu evimizde eşim ve kızımla birlikte geçireceğim. Kızımın yatma saati 9 dan sonra da romantik bir akşam yemeği ve kırmızı şarap eşliğinde geceyi tamamlayacağım...Mutlu olun!

Read more...

Koca Bir Okyanusta Küçük Bir Ego...

>> 26 12 2008


İnsanoğlu nehir gibi...Yanına kattıklarıyla sürükleniyor hayatta...Kimi daha berrak ulaşıyor denize, okyanusa...Kimiyse daha bulanık...Ama hayat bu ya orada da bir şans veriliyor bu mucizevi nehire, tekrar temizlenebilmesi için...Okyanus ve deniz temizliyor yüreği kara bağlamışları, aklayıveriyor...Kıssadan hisse diyeceğim şudur ki; Başarı temiz bir nehir olarak akabilmekte ya da akarken hayat boyunca içine kattıklarına dikkat edip seçici olabilmekte...
Kendisi için iyiyi kötüyü seçmeyi bilmeyen ya da buna kafa yormayan bir insan kaliteli ve ruhsal doyuma ulaşmış bir hayat yaşayamaz...Kaliteden kastettiğim, artık tanımı değişmeye yüz tutmuş, pahalı mağazaların vitrinlerinde duran satılık birşey değil tabii ki...Ruhun şarap gibi yıllandıkça olgunlaşması, egodan arınması, hayattan zevk almayı öğrenmesi ve kendi mutluluk tanımını kavramış olması...Kendiyle bir bütün olması... Artık bütün kavgalarıni bir kenara bırakmış olması...

Bir ipucu; kendiyle barışamadımı bir insan, tüm çevresiyle kavgalıdır. Alıp veremediğinin kendi olduğunu kavrayamaz bir türlü. Çünkü birçok insan kendisinin, üzerinde düşünülüp taşınılacak kadar önemli bir konu olduğunun farkında değildir...Ne yazık ki...

Read more...

İyi Ki Doğdun Kızım

>> 25 12 2008


Kendi minik, yüreği büyük kızım...Hayatımda bana verilmiş ve kaybetmekten korktuğum en değerli hediyesin. Baban ve ben seni çok seviyoruz. Hayatımıza saçtığın ışık ve neşe için sana minnettarız...3. Yaşın mutluluk ve sağlık dolu olsun...Nice yıllara...İyi ki doğdun...

Not: Fotoğraflar bu sabah çekildi...2.yaşının son dakikalarında :) Anı olsun diye...Sana, bana ve babana...Poz ver dediğimde nasıl da kasılarak verdin arka fotoğraftaki pozu :)

Read more...

Kar

>> 24 12 2008


Lapa lapa olmasa da belirgin bir şekilde kar yağıyor ve ben bu güzelliği cam kenarında seyrederek kahvemi yudumluyorum...Ne mi hissediyorum? Damağımda kahve lezzeti, huzur, sıcaklık, dinginlik ve yeni yılın heyecanı...Olmasını istediğim dilekler...Karın yağdığını gören kardan adam dayanamayıp misafir oldu sağ sütuna :) Bugünlerde çocuk gibiyim.Muzipliklerim üzerimde. Ve biliyorum sebebi yeni yıl, yeni umutlar! İçimde çiçekler, dışarıda kar var...

Read more...

Sıcak Ve Küçük Bir Mutluluk...

>> 22 12 2008

Yazın olmasada kışın sıcak sıcak çorba içmeyi çok seviyorum. Hele de içinde kıtır ekmekler varsa keyfine doyum olmuyor. Benim için bir yemek gibi hatta...Ama en sevdiğim şey buz gibi soğuk havada dışarıdan geldiğimde içtiğim sıcak çorba...Evinizin sizi ısıtmak için kucak açmasıyla çorbanın da katkısı sayesinde iliklerinize kadar işleyen soğuğu hemencecik unutuveriyorsunuz. Sanki artık çorba kültürü unutuluyor gibi geliyor bana. Sanırım biraz da sunum eksikliğinden kaynaklanıyor. Fotoğraftaki gibi bir çorbaya kim hayır diyebilir ki...Hem göze hem de mideye hitap ediyor...İşte size mutlu olmanız için küçük bir neden daha...

Read more...

Kısa Bir Ayrılık

>> 17 12 2008

EK: Mailime gelen meraklı ve endişeli sorular nedeniyle bir açıklama ekleme gereği duydum. Herhangi bir aksilik yok merak etmeyin. Sadece önümüzdeki 1 hafta yada 10 gün yoğun bir sınav dönemim var. Çok stresliyim ve sadece bu sınavlara konsantre olmak istiyorum. O nedenle yazmaya 1 hafta kadar bir süre ara veriyorum. Daha uzun sürmeyecek söz. Tüm merak edenlere, mail atanlara çok teşekkür ederim. Bu kadar sevildiğini bilmek ve sizlerle böyle arkadaşlıklar, bağlar kurmak çok özel bir duygu...

Bir süre yazmayacağım. Tekrar görüşmek üzere...

Read more...

Masallar ve Hediye Paketleri

>> 16 12 2008


Masalları hep sevdim...Perileri, sihirli değnekleri...Hala da çok seviyorum. İnsanlar neden büyüdüklerinde vazgeçerler masallardan? Sadece çocukların içine girebildiği büyülü yerler midir? Büyükler giremez diye bir tabela da görmedim ben üstelik. Ben masallara zaman/durum yumuşatıcıları diyorum. Sanırım bu yüzden, fantastik filmlere olan büyük merakım. Kısacası insanların içlerindeki çocuğu yaşatıp yaşatmadıklarını anlamanın en güzel yolu hala masallara tebessüm edip edemediklerine bakmak...Moralimin bozuk olduğu, artık kendi kendime pozitif enerji verecek gücümün kalmadığı zamanlarda, masalların, çizgi filmlerin, fantastik filmlerin, beni iyileştirmesine izin veriyorum...Sakın bana arasıra çocuk saflığına tekrar geri dönmek istemediğinizi söylemeyin...Kısa süreliğine olsa bile...

Size bir sır vereceğim. Bugüne kadar pek fazla kişiyle paylaşmadığım...Hayatta en çok sevdiğim, beni dinlendiren ve huzur veren şey hediye paketi yapmak...Evet yanlış okumadınız...Hediye paketlemeyi çok seviyorum. Hediye almayı da vermeyi de çok seviyorum. Ama küçük bir hediye paketleme dükkanım olsun isterdim. Hediye kutularının, ışıltılı kağıtların ve üzerine eklenecek süslerin tasarımını kendim yapayım, insanlar bu kutuları görünce çocuklaşsınlar, gözlerindeki ışıltılar beni gülümsetmeye yetsin...Dünyada bundan daha güzel bir iş düşünemiyorum. Bizde hediye kültürü biraz daha oturmuş olsa, yani alınan hediyeleri şık kutular ve kartlar eşliğinde sunma ayrıntısı olsa süper olurdu bu fikir eminim. Bende fikirler tükenmiyor nasılsa...Kim bilir belki birgün olur...Hayat bu! Kimse inanmasa da sihirli bir değneği var...Yeter ki ne istediğini bil ve ona söyle...

Read more...

Saçma Sapan

>> 15 12 2008

Hafta sonu sex and the city filmini izledim. Filmin başından sonuna kadar tebessümle...Bu aralar romantik komedi izlemekten kendimi alıkoyamıyorum. Orhan Pamuk hala beni bekliyor. Hayatımda ilk defa bir kitabı okumayı bu kadar erteliyorum.

Üstelik ertelediğim tek şey bu da değil. Pazar günü çok stresli ve sinirli olduğum için eşimin de ısrarıyla İngilizce sınavımı iptal edip yeni bir tarihe kaydırdım...Stresliydim çünkü bayram tatilinde hiç ders çalışamadım ve dönünce sadece 2 gün yetmedi konulara hakim olmaya. Zaten ömrüm boyunce en nefret ettiğim Present Perfect Tense ti kendileri...

Haftasonu kendim için yaptığım en güzel şey büyük bir fıstıklı-çikolatalı pasta ısmarlamak oldu. Ve ömrümde yemediğim kadar güzel bir çikolatalı pasta yedim gerçekten de...

Üstelik son 15 gündür mp3 ümde aynı şarkıyı dinlemek gibi tuhaf bir durum yaşıyorum. Amy Winehouse/Love is a loosing game...Nedense bu şarkıyı dinlerken gözümün önünden New York'ta Sonbahar, Kasım' da Aşk Başkadır filmleri, öpüşen aşıklar ve Brooklyn köprüsü geçiyor. Gördüğünüz gibi bu hafta tüm hissiyatım çorba olmuş durumda...Biraz sonra çalışmam gereken dersleri düşündükçe sinirden çıldırıyorum.

Belki son bir çikolatalı pasta dilimi daha rahat ders çalışmamı sağlayabilir :) Mi ? Ne dersiniz???

Read more...

Ağacımız

>> 14 12 2008


Derin doya doya baksın diye dün süsledik yılbaşı ağacımızı. İlk defa gördüğü için bir sevinç kelebeği gibi fırfır döndü etrafında. Süslerini mıncıkladı, onu aldı bunu çıkarttı...Sabah görünce bir kez daha sevindi, bir daha şaşırdı. Biz de bütün sene boyunca ağacımızın salonda kalmasına karar verdik. Kim demiş ki yılbaşı ağaçları senede 15 gün kullanılır diye. Eve hoş ve sıcak bir dekor oldu, ışıkları da yanınca fantastik bir ahenk kattı salona. Derin' i bahane ederek bütün sene salonda bırakacak olmanın verdiği tatlı muzipliğin keyfini yaşamak da bize kaldı eşimle :)

Read more...

Takıntılı...

>> 12 12 2008


Kış mevsimi geldiğinde marketlerde, manavda ya da pazarda ilk koştuğum reyon rokaların bulunduğu yer. Domatesli, hellim peynirli roka salatasından tutunda, havuçlu rokalı, turplu rokalı, göbek salatalı veya sade çeşitli "ROKA" salatalarına bayılıyorum. Kış boyunca o kadar çok yiyorum ki...Takıntılıyım bu konuda kabul ediyorum. Bugünlerde bayram nedeniyle yemeye ara verdiğim için sofralarda en çok eksikliğini hissettiğim şeydi. Bugünkü alışverişte koştura koştura ilk aldığım sebze yine kendileri oldu :) Bir insan oturup da roka hakkında yazı yazabiliyorsa düşünün işte artık...Ama birşey beni bu kadar mutlu edip keyif verebiliyorsa yazmak için de bir sakınca görmedim doğrusu. Sonuçta amacım küçük mutlulukları ve keyifleri sizlerle paylaşmak. Amaca hizmet ettiğine göre roka takıntım gayet masum :) Üstelik ben salata olmadan yemek yiyemem bile...Her türlü salatayı çok seviyorum. Hem çok yararlı hem de ferahlık katıyorlar sofraya, göze, mideye...Şimdi gidip roka salatamı yapmam lazım...

Read more...

Geldik...

>> 10 12 2008


Tatlı bir yorgunluk ve hoş anılar kaldı üzerimizde. Başka şehirlerde yaşayan, uzun süredir görüşemeyen tüm aile bir arada olmanın, uzun sohbetler yapmanın, lezzetli sofralarda hangi çeşit yemekten yiyeceğini bilememenin verdiği o tatlı hazzı yaşadık...Evimi, kitaplarımı, dvdlerimi, müziklerimi, yatağımı özledim...Yürek hep iki yarıda takılı kalmaz mı zaten hep tatil anlarında...Gittiğin yerde evini, evdeyken gideceğin yeri özlemez misin hep? Bu sefer fotoğraf yok. Bavulu küçük boyutlu yapmayı başardım başarmasına ama içine fotoğraf makinesini koymayı unuttum. Derin' in kıymetli pastel boyalarını bile koymayı unutmayan ben fotoğraf makinamı unutmuşum işte...Olsun...Bu seferlik böyle olsun...Aklımda, hala arkamızda gözleri dolu dolu halde bizi yolcu eden sevdiklerimiz...Şimdi sırada peşpeşe yaşanacak özel günler var. Bir yılbaşı, Derin'in doğumgünü, evlilik yıldönümümüz ve eşimin doğumgünü...O la!

Read more...

Hoşçakalın...

>> 04 12 2008

Yarın sabah yola çıkıyoruz. Şu anda valiz hazırlamak, Derin'e banyo yaptırmak gibi işlerle uğraşıyorum. Herkese iyi bayramlar ve tatiller diliyorum. Dönünce görüşmek üzere...

Read more...

Bugünün Mutsuzlarına...

>> 03 12 2008


Kendinizi terk etmek bu kadar kolay mı geliyor? Yani bu kadar karamsar ve umutsuz olmayı nasıl başarıyorsunuz anlamıyorum? Afrika' da açlık ve yoksulluğun üst sınırlarında yaşayan insanların bile hala yüzleri gülerken, siz neden bir türlü tatmin olmuyorsunuz? Sadece tükettiğiniz için ya da kendinizi sadece para kazanma, kariyer ve sorumluluk makinesi olarak gördüğünüz için olabilir mi? Yapmayın! Bunu kendinize ve etrafınızdakilere yapmayın. Mutlu bir insanı asık yüzlü ve karamsar bir insanın yanında bırakın o bile karamsarlaşmaya başlar. Ne de olsa üzüm üzüme baka baka.....

Son zamanlarda gerçekten gülmeyi başaran insan sayısı oldukça azaldı, bloglardaki yazılar çok karamsar ve hüzün dolu oldu. Ben okumadan kaçıyorum artık böyle sayfaları. Var olan enerjimi ve pozitif düşüncelerimi harcamak istemiyorum çünkü. Onun yerine iyi enerjimi problem çözmek için kullanmak daha mantıklı geliyor bana.

Mutlu mu olmak istiyorsunuz? Kendinizi mutlu edecek şey dışarıda değil içinizde! Küçük güzellikler yaratın kendiniz için. Kendinize sevgi ve saygı duyun. Ben aksi, karamsar, gülmeyen insanların kendilerini sevdiğini pek sanmıyorum çünkü.

Moraliniz bozuk olabilir, problemleriniz olabilir. Herkesin problemi var kendince. Ama bunlarla baş etme yönteminiz sevgisizlik ve karamsarlık olmasın lütfen. Özellikle siz mutsuzsunuz diye çevrenizdeki insanların mutluluğunu zehirlemeyin olumsuz düşüncelerinizi empoze etmeye çalışarak.

Alışveriş merkezlerindeki moda kafelerde oturup çene çalmakla, her kafanız attığında alışveriş yapmakla, gereksiz tüketmekle mutlu olamazsınız. Maalesef çok dikkatimi çekiyor...Son günlerde pek bir moda can sıkıntısını geçirmek için alışveriş yapmak. Kendinize biçtiğiniz değer bu kadar mı? Ne oldu sıkı dostluklara, sabah selamlaşmalarına, komşuluklara, paylaşımlara...Neden uzaklaştık bu kadar kendimizden...Mutsuz mu olmak istiyorsunuz? Böyle devam edin. Zira bu konuda oldukça başarılısınız. Ne de olsa mutsuz olmak, herşeyden şikayet etmek, boşvermişlik, karamsarlık daha kolay...Mutluluk zor gelir tabi size...Ne de olsa emek ister. Kötü düşünceleri ustalıkla başınızdan savabilmenizi gerektirir...Ben bunu denedim. Bir neden olmasa da gülümserim hep. Ve gülümsemek hep gülümsemeyi ve güzel şeyleri getirir...Doğal olarak mutluluğu da...

Kendinizi dinleyin. Bastırmayın iç sesinizi. O size nasıl mutlu olacağınızı söylemeye dünden hevesli tabi eğer dinlerseniz. İyi bir dinleyici olmak zor malum...Kendinizi şımartın. Küçük mutluluklar yaratın gün içinde. Bakın onlar nasıl yayılacak tüm gününüze. Bir fincan çay, bir dilim kek, huzurlu bir sonbahar yürüyüşü, sevgiliyle yada bir dostla içten bir sohbet, hayvan sevgisi, çocuğunuzun masumiyeti, okuduğunuz bir kitap, sevdiğiniz bir manzara, dinlediğiniz güzel bir müzik, çekeceğiniz bir fotoğraf ..................yetecektir pozitif düşünmenize. Seçenekler sınırsız. Tercih sizin...

Fotoğraf:Winfried Heinze

Read more...

Cam Kenarı Sohbetleri

>> 02 12 2008


Cam önü sohbetlerini severim ben...Hele bir de o cam kenarı deniz manzaralıysa...Gelsin çaylar gitsin kahveler devam eder sohbet ve ben anlamam zamanın nasıl geçtiğini. Pencere kenarlarını ayrı severim. Sokakta yürürken mevsimlerden yaz ise balkonlara, kış ise pencerelere takılır gözüm. Kimi kalabalık olur kimi ıssız...Aslında en fazla yaşanmışlık onlarda vardır. Onlar evlerin dış dünyaya açılan kapılarıdır ne de olsa...Akşamüstü çayımı, sabah kahvemi hep cam kenarında içmeyi severim. Geleni geçeni seyretmeyi, sevgililerin muzip gülüşlerini, çocukların oyunlarını izlemekten keyif alırım. Ama favorim balkon keyfidir benim. Mayıs ayı gelip de havalar azıcık ısınınca hemen hazırlarım balkonumu. Bir iki çiçekle güzelleştirir ve rahat edebileceğim hale getiririm. Ondan sonra da tüm boş vakitlerimi orada geçiririm. Hele de sevdiğin bir dost gelmişse uzaklardan, geceyarılarına kadar kokulu mumlar eşliğinde demlenen sohbetler değer doğrusu uykusuz kalmaya...Bir de çatı katları ve teraslar var ki...Onları anlatmaya kalksam sayfalar sürebilir...Bu yüzden hemen kaçıyorum :)

Ressam:Charlene Winter Olson

Read more...

Güneş ve Bekleyiş

Her yanı sıcacık saran bir güneş var bu sabah. Çıkıp şöyle saatlerce yürüyüş yapmak istiyorum ama Derin hala öksürdüğü için birkaç gün daha evden çıkamayacağız biliyorum...Aklımdan atların yelelerini rüzgarda dalgalandırdıkları yemyeşil çiftlikler, berrak ve masmavi denizler geçiyor böyle güneşli günlerde. Hoş puslu sisli havalarda da bu hayalleri kurmaktan geri kalmıyorum ya neyse. Cuma günü 5 günlük yolculuk için sabah 10 otobüsüyle hareket var İstanbul' dan...Özlenen bir aile, Derin için özlenen ve sürekli sayıklanan bir dede ve anneanne bizi bekliyor sabırsızlıkla. Yarın başlarım ufak ufak valiz hazırlamaya. Her seferinde kendime söz versemde küçük bir çanta alacağıma, kendime 1-2 kıyafet dışında Derin için dolduruyorum valizi. Döndüğümüzde o kıyafetlerin yarısını giymemiş oluyor zaten...Ama heyhat ! Anne olmak sıkı tedbirler gerektiriyor vicdanen. Ay üşürse lazım olur şunu da atayım valize, yok terlerse lazım olur bunu da diye uzayıp gidiyor. Evli değilken sevdiğim spor bir sırt çantam vardı. Kendimce bana lazım olabilecek herşey onun içinde olurdu. Her yere o çantayla giderdim. Ve ne çok da seyahat ederdim. Artık bir sırt çantam yok. Ama tekrar almayı düşünüyorum. İçi 2 kişilik doldurulacak olsa da :) Neyse...Bugünlerde pek güzel yazılar, alakalı konular, mesaj içerikli şeyler yazmak gelmiyor içimden. Kalbim pırpır ediyor yeni birşey olacakmış gibi...Bir bekleyiş içindeyim ve bu beni rahatsız ediyor artık. Bilmediğim birşeyi bekliyor ve olmadıkça sıkılıyorum. Komik değil mi? Bugünün alakasız yazısı da bu olsun ne yapalım...

Read more...

Bodrum' a Yerleşmek...

>> 01 12 2008

Sıcak çayımı yudumlarken zamanın ne kadar hızlı aktığını, bizimse hayallerimizi gerçekleştirmek için ne kadar yavaş kaldığımızı düşünüyorum. Zamanımızın en önemli kısmını, yapmak istediğimiz şey için cesaret toplamaya çalışarak geçiyoruz sanırım. Bazı bağlılıklarımız, sorumluluklarımız ve zorunluluklarımız daha sonra geliyor galiba. Eşim "hadi gidip yerleşelim Bodrum' a" dedi geçen akşam. Orada küçük bir evimiz var. Sadece yazlık olarak kullanılmak için tasarlandığından, taşınmak istesek eşyalarımızın büyük çoğunluğunu götüremeyeceğiz. O yüzden o eve taşınarak ve eşyalarımı geride bırakarak yerleşmek istemiyorum hayalini kurduğum yere. Eşim de geçici olarak otururuz diyor ama söyler misiniz bana 3 senelik yaşanmışlığı olan, çalışıp çabalayarak aldığımız, 2 yıl taksitlerini ödediğimiz eşyaların tümünü bırakıp nasıl yerleşiriz? Sonra tekrar eşya almak için çabalamak da mantıksız geliyor bana. Fikir başlangıçta kira vermeyerek fazla olmasa da birikmiş paramız sayesinde daha rahat ve istediğimiz gibi bir iş bularak oradaki hayatımızı oturtmaktan kaynaklanıyor tabi. Ama sonunda her şey yerli yerine oturunca yeni bir ev kiralayıp taşınacaksak eşyalarımızı burada bırakmanın ne anlamı var diye düşünüyorum. Gerçekten çok emek vermiş olmasak pek düşünmem...Kendimi böyle düşünürken görmek beni de şaşırttı çok. Hem de gitmeyi o kadar isterken. Bir yanım hadi kalk ne duruyorsun! diyor, diğer yanım biraz daha sabır diye çekiştiriyor yakamdan. Bu çekişmeden kim galip gelecek bilmiyorum ama şu an eşim de ben de bu ruh halindeyiz. Ha bir de İngilizce eğitimi var. Temmuz' da biteceği için kalk gidelim dedin mi gidemiyoruz. İngilizceyi en çok Bodrum veya civarına yerleşirsek iş hayatında gerekli olabileceği için istemiştim. Bu sayede büyük ve sene boyunca açık otellerde de çalışma imkanım olacak. Hayalimiz her ne kadar kendi işimizi yapmak olsa da yeni bir yaşam kurmak için özel sektörde çalışmaya bir süre daha devam edeceğiz. Yeni bir yaşam kurmak zor...Yeni yaşamın için yapman gereken fedakarlıklar da fazla...Ama bir yolunu bulacağız...Biliyorum...Emekli olmayı beklemeyeceğiz hayalimizi gerçekleştirmek için...Yeterince kafanızı şişirdim sanırım...Şimdilik bu kadar...

Read more...