Öylesine

>> 29 08 2008

Sen anlatırken dinliyor görünüyorum seni...
Oysa içim sıkkın...
-mış gibi yapıyorum...
Gözlerimden hayaller geçiyor
Mavi takalar, uçurtmalar, deniz kızları...
Sen konuşurken ben bunları düşünüyorum...
Gidebilmeyi diliyorum yüzlerce kere
Dalga sesi çarpıyor kulaklarıma, senin sesin gerilerde...
Ağaç gölgesine salıncağımı kuruyorum, denize taş atıyorum, güneşi seyrediyorum...
Dinlediğimi sanıyorsun ama dinlemiyorum.
Ben bugünlerde aranızday-mış gibi yapıyorum...
Başka türlüsüne müsade etmiyor ruhum.

Read more...

Bir Deniz Kaplumbağasını Evlat Edinin...

>> 28 08 2008

Bugün internette sevdiğim siteleri dolaşırken WWF Türkiye' nin sitesinde bir kampanyaya rastladım. Çok hoşuma gitti ve belki katkıda bulunanların sayısı artar ümidiyle paylaşmak istedim.




Bir Deniz Kaplumbağası Evlat Edinin

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir türü korumak isterseniz, WWF-Türkiye’nin deniz kaplumbağalarını koruma çalışmalarına katkıda bulunabilirsiniz.Daha fazla bilgi için tıklayın.

Evlat edinin, bir deniz kaplumbağasının hayatını da siz kurtarın.

Her 10 YTL bağışla 1 yumurtayı kurtarıyorsunuz.


NOT: Yazı ve fotoğraf www.wwf.org.tr adresinden alınmıştır.

Read more...

Ümit

>> 27 08 2008


Gül kokulu akşam sofralarında bekler bizi asıl mutluluk....Bir deniz kenarında, sevdiklerimiz de yanımızda, göz alabildiğine mavi, göz alabildiğine yeşil...Ah! Bir gitsek...Bir gitsek buradan...Güneş yanığı omuzlarımız, tuza bulanmış tenlerimizle...Ah! Nasıl da mesut olurduk...Dalından koparıp yerken o tazecik meyveleri...Egzos kokusu karışmamış oksijeni içine doyasıya çeken ciğerlerimiz ne de zinde hissettirirdi kendimizi...Sarhoş olurduk etrafın güzelliğinden, geceleri yakamozu seyrederken...Kadehlerde kırmızı şarabımız, fincanlarda çaylarımız, sofralarda kalabalığımızla birlikte, hayalini kurduğumuz o yerde olabilseydik...Olabilsek! Ümidim kuvvetli...Bu yüzden kalbim hala heyecanla atıyor. Ümit etmeyi bıraktığım an o da duracak gibi...


Fotoğraf:http://flickr.com/photos/57253938@N00/425113525/

Read more...

Büyük Yürek

>> 26 08 2008

Simidini sadece martılarla mı paylaşırsın? Yoksa sokakta bir yudum ekmek için dilenen biri için de kopardın mı yarısını? Yağmurlu gecelerde evinde sıcak ve huzur içinde otururken kendi güvenlik duygunun tadını mı çıkarırsın yoksa içten içe sokakta yaşayan insanları düşünüp bu lükse sahip olduğun için vicdan azabı çekip üzülür müsün? Şıklardan 2.sini tercih ediyorsan büyük ihtimalle onurun, vicdanın ve insanlığın için doğru yoldasın...

***
İnsanların gözlerindeki hüznü farkedip okuyabiliyorsan, hiç bir çıkarın olmadan yardım ediyor ve bundan bahsetmiyorsan, bilgini, ekmeğini, sofranı, senin için değerli olanları paylaşmaktan kaçınmıyorsan büyük yüreklisin!

Read more...

Özenti Gençlik Nereye Gidiyor?

>> 25 08 2008

Sevgili Arkadaşım Evren beni bir blog oyununa davet etmiş. Konu önemli. Bu nedenle katılmadan edemeyeceğim.

Konu: Özenti gençlik Nereye Gidiyor?

30 yaşında bir anne olarak elbette benim de bu konuyla ilgili kaygılarım var. Özenti veya dejenere diye itham edip, anlamadan, dinlemeden yargıladığımız genç insanlar çok da suçlu değiller bence. Suçun büyük çoğunluğunun ailelerde olduğunu düşünüyorum. İkinci ve en büyük suçlu toplumun doğru bildiği ve aslında yanlış olan çocuk yetiştirme kuralları. Maalesef çocuklarımızın kendilerine özgün birer birey olduğunu unutup kendi malımızmış gibi davranıyor, onların psikolojilerinden çok toplum etiketlerine sahip olup olmadıklarını önemsiyor ve saygı duymuyoruz. Nedense hep saygı duyması gerekenler gençler. Oysa çocuklarımız da saygı görmeyi hak ediyor. Yetişkinlerin olduğu gibi onların da en doğal yaşamsal hakkı bu! En basit deyişle nefes alıp veren her canlı saygı görmeyi hak eder.!

Aile içinde saygı görmeyen çocuk, saygı görebilmek için kendini başka şekillerde ifade etmeye ve saygı görmeye çalışıyor. Bu da en çok arkadaş ortamında mümkün olabileceğinden onlar tarafından saygı görebilmek için arkadaşlarını örnek alıyor. Bu arkadaş yeri geliyor özenti/dejenere biri oluyor yeri geliyor esrar bağımlısı ya da başka biri...Dolayısıyla öncelikle çocukları bu duruma itenlerin aileler olduğuna eminim (farkında olmadan tabi). Bazılarınız diyeceksiniz ki ama ne iyi aileler var onların da çocukları özenti tipler olabiliyor. Evet iyi ailelerin de çocukları özenti olabiliyor ama iyi olan her ailenin çocuğuna doğru eğitim verebildiğini söylemek mümkün değil.

Çocuğunuza önce saygı göstermelisiniz. Çünkü o bir birey. Sorunlarını küçümseyen edalarla değil gerçekten ilgilenerek dinlemeli ve çözüm önerebilmelisiniz. Bu şekilde çocuk hem kendini güvende hissedecek hem kendisini önemsediğiniz için saygı duyacaktır. Zaten size saygı besleyen bir çocuk sizin öğretilerinizi takip edip, özenti ya da dejenere olma yoluna adım atmayacaktır. Çocuklara ve gençlere katı kurallar koyup kenara çekilmektense, bu kuralların konuluş nedenlerini mantığına uygun gelecek şekilde anlatmalısınız.

Aslında fazla söze gerek yok. Gençlerin beklediği şey ilgi ve saygı görmek. Eğer aile bu 2 unsuru çocuğuna veremiyorsa çocuğu bunları dışarıda sağlamak için günün modasına uyacaktır haliyle.

Tüm bunlardan sonra medya, öğretmenler, eğitim sistemi ve daha çok uzun bir suçlu listesi var tüm ailelerin hem fikir olduğu. Tamam bunlar da var belki ama önce ailenin çocuğuna ne verdiği önemli...Örneğin içi boş, hayat görüşü olmayan, tüm yaşamsal aktivitesi dizi film izleyip, dedikodu yapmak olan, toplumsal sorunlara tepki vermeyen, saygıyı sadece kendisi için bekleyen bir ailenin çocuğundan çok doğru bir gençlik beklememesi gerekir...

Fotoğraf: http://shadow323.deviantart.com/art/mother-and-child-31244203

Read more...

Dilek

Hep geleceği hesap ediyorsun...İçinden çıkılmaz planlar ve programlarla yaşıyorsun. Oysa herşey senin planladığın gibi olmuyor hayatta...Hayatın da senin için birşeyler düşündüğünü unutuyorsun. Ben bir dilek tuttuğum zaman, onu içimden bir kez ve çok güçlü bir şekilde dilerim. Sonra da unuturum ya da üstüne fazla düşmem. Sonra gerçekleştiğinde öyle tatlı bir sürpriz olur ki bu, hem anı kaçırmamış hem de dileğime kavuşmuş olurum...Sakinlikle bekleyebilmek çok şey kazandırır insana...



Resim: http://eswendel.deviantart.com/art/Spring-flowers-83781905

Read more...

İç Huzur ve Denge -2-

>> 22 08 2008

İç huzura ulaşmak için yoga meditasyon ve benzeri uygulamaları da hayatınıza katabilirsiniz. Fakat iç huzur için illa ki bu öğretileri bilmek gerekmiyor. Ben her insanın kendine özgü yöntemleri keşfetmesinin de yeterli olabileceğini düşünüyorum ...Kendi adıma konuşacak olursam konsantrasyon, rahatlama veya kendi iç dünyama ulaşmak için yoga ve meditasyon gibi yöntemler kullanmadım. Kendime özgü içsel ulaşım, rahatlama şekilleri buldum. Çünkü herkesin bunu yapabilme şekli değişik. Yine de bu yöntemlerin son derece faydalı olduğunu biliyorum ve ileride denemek istiyorum mutlaka.

***
Vicdanınızda sizi rahatsız eden, geceleri uyumanızı engelleyen şeyler varsa iç huzurunuzu sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu nedenle önce vicdan muhasebenizi temize çekmeniz gereklidir.

***
Olay ve kavramların görünen yüzlerinden çok görünmeyen taraflarını görmeye çalışmanız oldukça işe yarayacaktır. İnsanları en fazla sıkıntıya sokan şeylerden biri de kavram kargaşası, toplum baskısı, yaşam şartlarının zorluğu ve daha pek çok etkendir . Kavram kargaşasının bütün bu etkenlerin sebebi olduğunu düşünüyorum. İyi-kötü-güzel-çirkin-yanlış-doğru-zengin-fakir v.s kavramların göreceli kavramlar olduğunu, toplumlardan toplumlara, kişilerden kişilere değiştiğini biliyoruz. Kendi kararlarımızı verirken bunu göz ardı etmezsek sürekli başkalarının bizim için ne düşündüğünü anlamaya çalışmaktan vazgeçeriz ve bu sayede kendi hayatımıza konsantre olabiliriz.

***

Sadece 1 yaşama sahibiz. Kendimizden bir tane daha yok ve bu bizi oldukça özel kılıyor. Sadece bu bile kendimizi mutlu edip, istediğimiz yolda yürüyecek gücü bulmamıza yeterli olabilir. Standart düşünce ve yargı kalıplarından uzak durmak veya farklı bakış açıları geliştirmek oldukça yardımcı olan etkenlerdir.

***
Son olarak "madde dünyasına" yüklediğiniz anlamları azaltıp, maddesel yaşamınızı sadeleştirebilirseniz kendinize daha yakın olursunuz. İnsanların giderek arttırdığı tüketim çılgınlığı ve buna bağlı olarak para kazanma hırsı kendimize ulaşmamıza engel oluyor. Maddesel açgözlülük maksimumdayken kendimizle ilgili zaman bulmamız mümkün değil. İnsanın yaşamsal ihtiyaçları belirlidir. Yeme-içme, barınma, güvenlik, sosyallik v.s...Biz bu ihtiyaçları kendimizce gereksiz şeyler ekleyerek çoğaltıyor, sonra bunları elde etmek için köle gibi çalışıyor, sonra da mutsuzuz diye yakınıyoruz. Böyle yaşarsak bundan doğal ne olabilir ki?

Read more...

İç Huzur ve Denge -1-

"Bu yazı aşağıdaki yazılarımla ilgili soruları olanlar için fikir edinmelerini sağlamak amacıyla yazılmıştır. İç huzuru ve dengeyle ilgili gelen kişisel sorulara cevap olabilmesini diliyorum."

İç huzuru sürekli aynı dinginlik ve derinlikte sabit tutmak çok kolay değildir. Bunun için çok çabalamak gerekir. Kendini tanımak, anlamak ve dinlemek şarttır. Kendine oldukça değer vermek gerekir. Evrenin insan mucizesini özümsemiş olmak gerekir. Başkalarının senin için ne düşündüğünü düşünerek yaşamamayı gerektirir. İçsel özgürlüğü anlamış olmak gerekir. Ruhun bağımsızlığa ne kadar ihtiyacının olduğu kestirilmesi gerekir...Eksiksiz bir kendine güven ve kendiyle barışıklık durumu gerektirir...
***
Yaklaşık 15 yaşımdan beri yazılar yazdığım bir sürü defterim var. İnsanın kendisiyle sohbet edebilmesinin en kolay ve güzel yolunun duygu ve düşüncelerini yazmak olduğunu düşünmüşümdür hep...Bugün şöyle oldu, böyle oldu şeklindeki günlükler gibi değil de yaşanan her olayla ilgili, akla gelen her düşünce ve kalbe akan her duyguyla ilgili yorumlar şeklinde yapılan yazma eylemi, insanın kendini tanıması için son derece yararlı. En yararlı şeylerden biri de okumak. Bilgi aşkı, evreni ve hayatı anlama isteği, yaşama ateşinin sürekliliği de çok çok önemli.

Yaşamda yürürken bana eşlik eden felsefelerimden biri de "kendisi mutsuz olan insanın bir başkasını mutlu edemeyeceğidir". Dolayısıyla önce kendimizi mutlu etmeyi bilmemiz gerekli. Başta bu bencilce görünse de mantıklı olarak düşündüğünüzde ne kadar gerçekçi olduğuna hak verirsiniz. Bunu kavradıktan sonra yürüyeceğiniz yol kendinizi mutlu edecek gerçek çözümleri bulmaya yönelik olacaktır. Bu kendini tanımaya giden yolda en önemli adımdır bence. Çünkü buna dayanarak hayattan tam olarak ne istediğinizi tek cümleyle bile açıklayacak ruhsal olgunluğa kavuşursunuz.
***
Bazı arkadaşlarım bu tür şeylerin uygulanmasının zor olduğunu düşünüyor ve söylüyor. Evet çok zor. Ve çok emek istiyor. Ama güzel olan hangi şey kolaylıkla ulaşıyor ki bize? Emek vermek insana güzel öğretiler sunuyor. Ve kişiye onurlu bir hayat yaşamanın kapılarını açıyor.
***
Ben de bu yolda yürürken çok zorlandım. Artık daha az zorlayıcı. Başlangıçta dış etkenlere göre hareket etmeye şartlandırdığınız kalbiniz başkalarının ne düşündüğünü çok önemsiyor. İnsanların genel olarak farklı olan kimselere ön yargılı ya da kıskançlık, küçümseme hatta nefret gibi duygularla yaklaştığını düşünürsek bu korkular doğal. Benim bununla baş etme şeklim sadece kalbimin sesini dinleyerek onun istediği yoldan gitmem oldu. Kalbimi susturmak yerine onu dinlemeyi tercih ettim. Zamanla beni tanıyanlar farklılığın o kadar da kötü olmadığını gördü. Önemli olan farklılıklarınızın başkalarına zarar vermemesi, küçük düşürmemesi yani hem farklı olup hem de mütevazi kalabilmeniz...
***
Son olarak yaşamın özüyle ilgili bilgiyi kavramak ve kendinize özgü hale getirebilmek için felsefe, din,edebiyat,psikoloji,mistisizm,sanat ve daha bir çok konuda çok okumanız, düşünmeniz,tartışmanız, yorum yapmanız gerekiyor...Dedim ya iç huzurun sürekliliğini korumak o kadar kolay değil...Ama tadına bir kez baktığınızda olaylara farklı yaklaşıp yüreğinizi serinletmeyi becerebiliyorsunuz. Sanırım artık insanların buna her zamankinden de daha çok ihtiyacı var. İç huzuru sakın küçümsemeyin. Hayattaki birçok zorluğun üstesinden ancak bu şekilde gelebiliyor insan...
***
Bu konuyla ilgili yazılar yazmaya devam edeceğim. Çok uzun yazarak sizi sıkmak istemiyorum. Şimdilik bu kadar yeterli sanırım...


Read more...

Vazgeçemediklerim

>> 21 08 2008


Sevgili SS beni sobelemiş. Konu vazgeçemediklerim...
O kadar çok şey var ki saymakla bitiremeyeceğim. Arkadaşımı kırmayıp sobeye yanıt vermek istiyorum. Fakat ben bunu bir liste olarak yapamayacağım. Çünkü hayatımı ellerimle şekillendirirken içine vazgeçmek istemeyeceğim şeyleri yerleştirdim hep. Şu andaki yaşamımın içinde ve kendimde vazgeçebileceğim ya da vazgeçmek isteyebileceğim en ufak hiçbir şey yok. Çünkü uzun zaman önce vazgeçilecek kadar değersiz olanlar ve yük edilenler ayıklandı. . Söz verdim kendime, vazgeçecek kadar sevmediğim şeyleri hayatıma yük etmeyeceğime... Yaşam felsefem oldu hayatıma sokacağım şeyleri vazgeçemeyecek kadar çok sevmek... Eğer birşeyi vazgeçemeyecek kadar çok sevmiyorsam zaten onu hayatıma almıyorum, a-la-mı-yo-rum. O yüzden bu sobenin yanıtı; hayatımın içindeki herşey :) Vazgeçemem çünkü çok emek verdim...

Read more...

Denge...

>> 20 08 2008

Ne uzun...
Ne kısa...
Ne aydınlık...
Ne karanlık...
Ne doğru...
Ne de yanlış diye birşey yoktur tek başına...

Hepsi birbirinin içinden geçer, hem aynı hem farklı...Yolları kesişir sürekli...Hayat bu...Dudaklarının ucundaki gülümseyişin tadına baktırmaz herkese...Hak etmek lazım...Çabalamak...Sonra aramak lazım mutluluğu, huzuru...İnsanoğlu zaten içinde olan şeyleri neden dışarıda arama gafletine düşer onu da anlamış değilim...Şu hayatta bilinmesi gereken en önemli şey denge...Dengeni sağladıysan düşmezsin kendine seçtiğin çizgiden...Ama zaman bu, belli olmaz insanoğluna ne sürprizler hazırlayacağı...

Read more...

Hayatıma Renk Kattınız!

>> 19 08 2008

Haziran başlarında kendi sebzemi yetiştirmenin nasıl bir haz vereceğini merak ederek biber ekmiştim balkonumdaki saksıya. Önce tohum alıp fide haline getirmiş sonra gerçek yerlerine dikmiştim fideleri. Her gün gözlerinin içine bakıp, hayretle izledim gelişmeleri...2,5 ay sonra nihayet çiçek açıp biber vermeye başladılar. Önce çiçekleri görünce çok heyecanlandım. Çünkü bilmiyordum biberin çiçeğinin bu güzellikte olduğunu. Nereden bilebilirdim ki pazardan ya da manavdan biber satın alırken nasıl bir güzellik gizlediğini.

İyi ki de denemişim. Ufak bir balkon bahçem var şimdi :) Eğer denemeseydim asla bilmeyecektim biberin çiçeğinin ruhumu okşayacak güzellikte beyaz renge büründüğünü...Emeklerime değdi doğrusu... "İyi ki" dediğim birşey daha yapmış oldum hayatta ve değişik bir renk katıldı dünyama...Çıtır çıtır mis kokulu biberlerimi yemeye nasıl kıyarım bilmiyorum ama %100 organik bir sebze yetiştirmenin güzelliği başka şeye benzemiyor. Ama gerçekten çok zor.

Bundan sonra organik sebze ve meyvelerin fiyatından şikayet etmeyeceğim. Kendini organik sebze ve meyve yetiştirmeye adamış çifçilerimizi, ziraatçilerimizi gerçekten yürekten tebrik ediyorum. Bibercikler ! Sizi yemek için sabırsızlanıyorum :)




Read more...

Ah Ada! Ah!

>> 18 08 2008

Bu sefer Büyükada' ya annem ve kızımla birlikte gittik. Yine cıvıl cıvıl, püfür püfürdü. Adanın hiç gitmediğimiz yerlerini keşfettik, yeni evler gördük...Esintili çay bahçelerinde meşhur adanın meşhur pastanesinden aldığımız fıstıklı, elmalı kurabiye ve susamlı çubuklar eşliğinde demli çaylarımızı yudumladık. Ayaklarımız yürüyemez hale gelip de oturmak zorunda kalıncaya dek bütün sokakları arşınladık :) Hava kararınca da beğendiğimiz bir yere oturup (Fıçı Restaurant) midye tavalarımızı yedik. Derin' in peşinde koşturmak her geçen gün zorlaştığından bu sefer pek fotoğraf çekemedim.

Seyretmeye doyamadığım ada evleri...

Bir tane daha...Hem de denize sıfır...

Kızım...(Bakınız alçılar yok :))


Annem... :)

Read more...

Dönüş

>> 15 08 2008

Kısa bir seyahate çıkmıştım acil oldu biraz o yüzden de ne yeni yazı eklleyebildim ne de yorumlarınızı yayımlayabildim. Yazmayı çok özlemişim. Ama şimdi 1-2 bavul boşaltmam gerekiyor. En kısa zamanda tekrar doyasıya yazmak istiyorum.Sevgiyle kalın :)

Read more...

Bahane...

>> 10 08 2008

Başlamak bir adıma bakar aslında. Kalbin ve mantığının aynı anda "kalk hadi!" demesi gereklidir. Sonra o sesi duyarsınız..."Başla!"...

Hep bir bahanemiz vardır ya...Hep erteleriz ya...Oysa hergün gördüğümüz, yaşadığımız yüzlerce şey, hayatın bekletilmeye tahammülü olmayan bir güzellik olduğunu unutturmaz bize...Yine de ertelemekten alamayız kendimizi.

Biz kendimize, hayallerimize bunca umarsız davranırken başkaları niye önemsesin ki? Bir slogan buldum kendime, böyle durumlarda kullanmak için;
"BAHANELER ÇÖPE! HAYALLER CEBE" :) Belki size de lazım olur.....

Read more...

Ben ve Yaşam...

>> 07 08 2008



Tanrılar yeryüzündeki bütün güzellikleri neden yaratmışlardır sizce? Bence insanoğlunun yaşamayı sevmesi ve mutlu olması için tüm bu güzelliklerin yeterli olacağını düşünmüşlerdir. Bunlarla yetinmeyen ya da mutluluk duyamayan insanoğlu olmuştur. Bir çiçeğe bakmak, rüzgarı hissetmek, güneşin sıcaklığı, denizler, göller, ağaçlar,dağlar, şelaleler....Neden yetmiyor mutlu olmamız için?

***
Küçüklüğümde taşlarla konuşurdum ben. Onların konuşabildiğini ama bunu sadece gerçekten çok isteyenlerin duyabileceğini düşünürdüm. Aslında biraz farklı biçimde de olsa pek yanılmamıştım. Demek ki ben o zamanlar ayrıntıları görerek istediğim herşeyle konuşabileceğimi keşfetmişim. Bunu şimdi anlıyorum. Taş deyip geçmeyin...Dikkatlice incelediğinizde yeryüzündeki her bir parçanın nadide bir eser niteliğinde olduğunu görebilirsiniz.

***
Rüzgara ve fırtınaya aşık bir çocuktum küçükken ve hala da öyleyim. Yağmurla beraber gök gürlediğinde korkmayıp yatağında huzurla ve memnuniyetle uyuyabilen, nadir insanlardanım galiba...Her bir rüzgarın, dünyanın farklı yerlerinden masalları taşıyıp kulaklarımıza fısıldadığını düşünmek hoşuma gitmiştir hep...Tabi duyabilenlere...

***
Karıncalara her zaman hayrandım ve hala da öyleyim. Hep hayret ederdim ufakken...Nasıl olup da kendilerinin 2-3 katı büyüklüğündeki yiyecekleri taşıyabildiklerine ve bu kadar azimli/çalışkan olabildiklerine. Küvetteki su damlalarının içinde her gördüğüm karınca için, koşup mutfaktan çay kaşığı alarak kurtarma operasyonları düzenlediğimi iyi bilirim. Bugün de evimin dört bir yanını sarsalar bile öldürmeye kıyamam.Bilirim ki yeteri kadar yiyecek depoladıklarında kendiliklerinden giderler...

***
Güneşin doğuşu ve batışı benim için ayrı önem taşır. İki farklı törensel doğa olayıdır. Hayretle, ilk defa görüyormuş gibi heyecanla izlerim hala...Her insan hayatında en az bir kere güneşin doğuşunu seyretmelidir. Bunu ilk gerçekleştirdiğimde 8-9 yaşlarımdaydım ve bunu kaçırmamak için sabahın 5 ine dek uyumamıştım...Güneşin doğma vakti geldiğinde evden çıt çıkarmadan gizlice ayrılıp hemen önümüzdeki, denizin içine doğru uzanan küçük iskeleye inip denizin içinde seyretmiştim. O küçük bedenimin böyle seromoniler düzenleyecek kadar doğa- evren sevgisi ve sezgisi vardı demek...

***
Ben etrafımda bizim için yaratılmış güzelliklerin tadını çıkararak, anı kaçırmamaya çalışarak yaşamayı seçtim. Çok ayrıntıcı bir insan olmama rağmen (çünkü tüm güzellik ve gizemlerin ayrıntılarda olduğuna inanırım), madde dünyasına ait tüm gereksiz ayrıntıları çıkardım hayatımdan. Derinlere inmenin, bilginin, gerçek sevginin beni daha çok mutlu edeceğini hissettim ve hep ona göre yaşadım. Bunun için kendimi asla zorlamadım. Zira bu doğuştan gelen bir farkındalıktı benim için.

***
Beni tanıyanlar "keyif adamısın sen" derler hep bana...Sebebi hep keyif alarak yaşanacak ortamları bulmam ya da yaratmamdan ve bu konuda kazandığım pratikliklerden kaynaklanmakta galiba...
***
Sanatın hemen her dalına ama özellikle müziğe ayrı bir hayranlık besledim ve üniversitedeyken çok aktif olarak ilgilendim. Sanatın aslında ayrıntıları algılayabildiğimiz her yerde özellikle doğada olduğunu da keşfettim. Bir de kitaplarım en büyük aşkım oldu. Ayda 4-5 kitap bitirmeden rahat edemeyen ben, birçok kadının aksine hep kitaplara yatırım yaptım. Biliyordum ki içi dolu olmayan bir insan en çok dış görünüşüne değer ve önem verir...

***
Kısacası kendini mutlu etmek hiç zor değil. Zor olan bunun için emek sarfetmek. Ve sanırım bazıları için bunun nasıl yapılacağını bilmemek...Madde dünyasının zorunluluklarıyla, içerideki, ruhtaki yaşamı dengeleyememek. Amaç ve araç arasındaki ayırımı net yapamamak...

***
Benim için kişisel gelişim bu...Sanıldığının aksine tek düze bilgiyle değil evrensel bilgiyle donanma. Bunun içine kitaplarda yazılanlar dahil olduğu kadar yazılmayanlar yani sezgilerimizle öğrendiğimiz kendimize özgü bilgiler de dahil. Dünyanın ruhunu okumak, yaşamın ve evrenin neresinde olduğumuzu, kısacası anlamımızı keşfetmek...

***
İşte bunun için bu sitede paylaşıyorum bunları. Birilerine faydalı olup, farklı yolların da olduğunu anlatmak için. Tüm tercihlere saygım sonsuz. Ama bir de böyle bir yaşamı tanıyın istiyorum...

***
Son olarak; bu yazıyı neden yazma gereği duydum?...Mail adresime, içinde bulunduğum çeşitli blog topluluklarına ve yazılara gelen yorumlarda okuyucularımın, dostlarımın hepsi bu sitede huzur bulduklarını, ferahlık ve sakinlik hissettiklerini, yeni yazı eklemesem bile sırf içleri açılsın diye hergün siteme uğradıklarını yazıyorlar. İşte benim ödülüm bu! En büyük ödül....Biraz olsun başkalarını mutlu hissettirebiliyorsam, yeni şeyler keşfetmelerine destek olabiliyorsam, bilgimi paylaşabiliyorsam ne mutlu bana ve çok teşekkürler size...

Fotoğraf:http://xxpaperflowersxx.deviantart.com/art/And-I-m-feelin-good-63118941

Read more...

İyi Haberler...

>> 06 08 2008

Bugün sabahtan beri hastanedeydik. Kızımın kırılan iki el bileği de kaynamış.Koruma süresini de tamamladığı için (30 gündür iki eli de alçıdaydı çünkü) ekstra bir koruma gerekmeden normal hayatımıza tekrar geri döndük. 30 günden sonra ilk defa banyo yaptı küçük kuzum. Sanki onun yerine ben hafifledim. Annelerin çocuklarına ait tüm acıları birebir yaşadığına tanıklık ettim ve bir hayat ne kadar ince bir çizgi üzerinde devam edermiş onu öğrendim. Sevginin ne kadar büyük olabileceğini, canından bile öteye uzanabileceğini tekrar hatırladım. Üstelik bilmediğim ilginç birşey daha öğrendim. Kolunun eskisi kadar sağlam olup olmayacağını sorduğumda doktor çok güldü ve ekledi ;
-Hanımefendi aynı yerin üzerine düşse tekrar aynı yerden kırılmaz, başka yerden kırılır.
-Yaaaa! Nasıl yani???
-Çünkü yeni kaynayan/oluşan kemik eskisinden daha sağlam olur. Ve asla yeniden kırılmaz.
-Aaaaaa???????????!!!!! :))))

İçim rahatladı mı peki? Biraz. Şimdi kızım kollarını eskisi gibi kullanmanın büyük sevincini yaşarken benim kalbim pırpır ediyor. Sanki orası hiç geçmemiş ya da hep hassas kalacakmış gibi...Oysa büyüdüğünde kızım hatırlamayacak olsada bu olayın içime oturmuş acısı benim hep aklımda ve yüreğimde kalacak. Anne olmak böyleymiş...Kalbin üzerine çocuğunun yaralarından kat kat daha fazla çizik almakmış...Nefesinin yetmemesiymiş duyduğun endişeden...Ama yine de en büyük mutlulukmuş.
Sahip olduğumuz en büyük zenginlik sağlımız. Bize şu an ki bütün kaprislerimizi, şımarıklıklarımızı yapma şansını tanıyan sağlığımız. O yüzden kıymetini bilelim ve şükredelim...Sağlıklı günler...

Read more...

Yeni kitaplarım...

>> 04 08 2008

İşte yeni kitaplarım...Turunç Kokulu Düşler bitti bile. Turunç kokulu düşler hepimizin blog dünyasından tanıdığı Mutfakta Zen blogunun yazarı, sevgili Tijen İnaltong' a ait bir kitap.Antalya, Ege otları, değişik yemek tarifleri, doğa, yaşam tarzı,konularına meraklıysanız şiddetle tavsiye ederim. Engin bilgi birikimiyle yazılmış bir kitap...Kendinizi Antalya' da turunç ağaçlarının arasında buluyorsunuz okurken...Pazarları dolaşıp, hiç bilmediğiniz, tatmadığınız sebzeleri, meyveleri, baharat ve otları keşfediyorsunuz. Hele benim gibi bir sebze-meyve aşığıysanız tarifler gerçekten heyecan verici...Mutfakta yaratıcılığın sınırlarının oldukça zorlandığı bu kitap bir günlük niteliğinde oluşturulmuş. Şimdi sırada diğer kitaplar var. Çok merak ediyorum doğrusu. "Senden Başka Yok" ödüllü bir kitap olduğundan merakıma yenik düşüp ondan başlayacağım galiba :)

Read more...

Küçük Mutluluklar...

Birçok insanın aksine severim ben pazar günlerini. Özel yiyecekler hazırlamayı, kitap okumayı, pazar gününün keyfini sürmeyi. İşte dün de böyle günlerden biriydi. Bütün işler bittikten sonra akşam yemeği niyetine hazırladığım fırında kaşarlı ve sucuklu ekmek, üzerine zeytinyağı gezdirilip kekik serpilmiş domates ve meyve suyum ile pazar günü keyfim tamamlandı. Bu fasıldan sonra 1 hafta önce sipariş verdiğim ve gelişlerini heyecanla beklediğim kitaplarımdan 2.sini okumaya başladım. Keyfime diyecek yoktu doğrusu. Kitaplarımı da yarın paylaşırım artık...
Biliyorum ki sadelik en büyük zenginliktir. Keyif almayı bildikten sonra küçük şeylerle de çok mutlu olabiliyor insan. Bugün de içim kıpır kıpır ve sevinç dolu. Çünkü yarın çok dğerli bir misafirim geliyor. Annem....Hazırlık yapmam lazım :)

Read more...

Kariyer Çılgınlığı ve Yaşanamayan Hayatlar

>> 01 08 2008

Bugünlerde iş yaşamı ve kişisel gelişimle ilgili sitelerde bir kariyer takıntısıdır gidiyor. Kariyer nedir? Çok mu gereklidir? Kariyeri olmayan insanlar zavallı mıdır yoksa daha mutlu mu yaşıyorlar kimse sormuyor. İş dünyasının tüm bilmişleri ağız birliği etmişçesine kariyer de kariyer diye tutturuyorlar.


***

12 yıllık iş hayatıma dayanarak söylüyorum ki kariyer için hırs yapmak, ayak oyunlarına katılmak yaratıcı, üreten ve özgür ruhlu insanlara göre değil. Bu insanlara baktığınızda zaten iş yaşamında çok da mutlu olmadıklarını görüyorsunuz.Kariyer yapalım derken yaşanamayıp çöpe atılan onca hayat da cabası...

***

En büyük kariyer başarısı yaşamı kaçırmamak ve hayat sanatını iyi icra edebilmektir. Yaşamak için çalışmak ve çalışmak için yaşamak şeklinde iki keskin noktaya varıyor olay. Ben kendi adıma, çalışmaktan yaşamaya zaman ayıramayan, kazandığı büyük rakamları harcayacak zaman bulamayan ama kariyer yaptım diye şişinip ortalıkta gezinen insanlardan biri olmamayı seçtim. Her zaman özgürlüğüme düşkün, yaratıcı ve sanatsal yönü ağır basan ve iliklerine kadar yaşamayı seçen biri olarak kariyer zırvalıklarına inanmadım. Kısacası kariyer yapmamayı tercih ettim. Çok mu mutsuzum peki? Kesinlikle hayır! Çok çok mutluyum. Geçimimi sağlayacak, küçük lükslerimi karşılayacak kadar para kazanıyorum ve büyük sıfatlarım yok ama böyle çok mutluyum. Çünkü her akşam bir basamak daha nasıl yükselebileceğimi, saat 9-10 da biten akşam mesailerimi, yöneticimin beni ezmeye çalışmasını, çalışma arkadaşlarımın kıskançlıklarını düşünüp hayatı zehir etmiyorum kendime. Evime geldiğimde yüzümde gülümsemeyle sevdiğim şeyleri yapabiliyorum ve en güzeli hayal kurma yeteneğimi kaybetmiyorum...Kariyer peşindeki insanların çoğuna bakacak olursanız hayallerinden ya bahsetmezler ya da büyük çoğu işleriyle ilgili olur. Ya da hepsini emeklilik yıllarına saklarlar. Yani 60 yaşlarına...

***

Kariyeri olan insanları kötülemek için yazmıyorum bu yazıyı. Gazetelerde, dergilerde, web sitelerinde kariyer yapanları ilahlaştırıp, yeni mezun gençleri bunalıma sokan ve kariyer peşinde koşturmayıp sadece hayatını kazanmaya çalışan insanlara vasat kelimesiyle hitap eden bazı yazarlara veya site sahiplerine kızıyorum. Yoksa tabii ki her olayda olduğu gibi kariyeriyle beraber yaşama sanatını da fevkalade yürüten insanlar var. Ama sayıları çok az...

***

Son olarak geçenlerde, bir arkadaşımın yöneticisiyle başından geçen bir olayı aktarmak istiyorum. Arkadaşım telekomünikasyon sektöründeki isim sahibi şirketlerden birinde çalışıyor. Kendisi işini son derece iyi yapıyor. Kariyer takıntısı olmamasına rağmen işine duyduğu sevgi ve titiz çalışması sayesinde ilerliyor iş yaşamında. Böyle bir insanı bile iş hayatından soğutabilecek çılgın ve bulunduğu yeri hazmedememiş yöneticiler çok Türkiye' de. Arkadaşım şirketin pazarını genişletecek kısacası şirkete oldukça para kazandıracak bir proje hazırlıyor. Projeyi yöneticisine sunduğunda yemediği fırça kalmıyor ve hırslı olmakla suçlanıyor. Kısacası 45 yaşında, doğru düzgün ingilizce bilmeyen, internetten ve yeni teknolojilerden haberi olmayan eski nesil ve hazımsız bir yönetici olduğundan bu çocuğun ayağını kaydıracağından korkuyor ve projeyi şirketin üst kademelerine sunmasını engelliyor.

***

Kısacası bu yönetici modelinden Türkiye' de bu kadar çok varken kendinizi kariyer masallarına kaptırmayın. Vizyonu dünya standartlarında olan, çalışanını proje üretmeye teşvik eden, onun gelişiminin kendisinin de yararına olduğunu anlayabilen çok az yönetici var bu ülkede.
Söyler misiniz o zaman bu ülkede kariyer yapsan ne olacak yapmasan ne olacak?
Hala iş görüşmelerinde işe ihtiyacı olan o, benim dediğim olur diyen yöneticilerle çalışıyoruz. Oysa bir ev, araba, ekmek,süt alırken nasıl bu hizmet karşılığında para ödüyorsak çalışana da şirketin ihtiyaçlarını karşıladığı için para ödendiği, şirketin yaşamına devam edebilmesi için çalışana ihtiyaç duyanın asıl kendisi olduğu unutuluyor. Çalışanın bilgisini ve emeğini satıp karşılığında da ücretini aldığını düşünmekten aciz bir iş hayatında kariyer yapsam ne olur?

***
Bana gelince; şu anda özel sektörde çalışsam da birkaç sene içinde kendi işimi kurmak istiyorum. Çalışma hayatı için gerçek hayatı zehir etmeden yaşamak istiyorum. Fazla para, etiket, gereksiz ünvan ve kartvizitler için harcanamayacak kadar değerli benim zamanım. Ben hayattan zevk alarak yaşamak istiyorum. İyi bir eğitimim ve iş tecrübem olmasına rağmen bu yolu seçtiğim için de mutluyum.60 yaşıma geldiğimde hayallerimi gerçekleştirmiş olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamak istiyorum. Ölmeden önce yapamadıklarım için pişman olmak istemiyorum. Özgürlüğüm kısıtlanmadan çalışmak ve kendi hobilerimi işe dönüştürmek istiyorum.Kendi işimi kurmak istiyorum...

***
Son olarak gördüm ki işini iyi ve titiz yapmak insana gayet güzel para kazandırıyor iş hayatında...


Fotoğraf: www.allposters.com

Read more...